web site hit counter 72. Koğuş - Ebooks PDF Online
Hot Best Seller

72. Koğuş

Availability: Ready to download

“Eşe dosta selam, inandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.” Orhan Kemal (ölümünden üç ay önce yazdığı bir söz) Orhan Kemal’in başyapıtlarından 72.Koğuş, insan onurunun düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir.Tüm yapıtlarında her ş “Eşe dosta selam, inandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.” Orhan Kemal (ölümünden üç ay önce yazdığı bir söz) Orhan Kemal’in başyapıtlarından 72.Koğuş, insan onurunun düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir.Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal; okurlarına, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında bile direnişin sesini duyuruyor. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor. 1938′de Niğde’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkum edilen Orhan Kemal,1940′ta, Bursa Cezaevi’nde tanıştığı Nazım Hikmet’in görüşlerinden etkilendi; kendisinden Fransızca, felsefe, siyaset dersleri aldı. Orhan Kemal’i şiir yerine roman ve öykü yazmaya teşvik eden de Nazım Hikmet oldu. Özgürlüğüne kavuşmasından sonra 1954 yılında Orhan Kemal adıyla 72. Koğuş hikâyesinin yazarı olur. ‘Âdemoğlu’nun dibe vurduğu an – Murat Özer (04/03/2011 tarihli Radikal Kitap Eki) Orhan Kemal ya da gerçek adıyla Mehmet Raşit Öğütçü, edebiyatımızın ‘gerçekçi’ damarının en önemli temsilcilerinden biridir kuşkusuz. Nâzım Hikmet’le Bursa Cezaevi’ndeki kader ortaklığının ardından edebiyata kanalize olan ve ‘yitik’ yaşamlara uzattığı aynayla kendi biçemini ortaya çıkarma becerisini gösteren yazar, Türkiye’nin (aynı zamanda devletin) yaşadığı (yaşattığı) ‘çözülmeyi ilk elden yansıtmasıyla benzersiz bir ‘saptayıcı’ olmayı da başarır eserlerinde. Temelde hikâye ve romanlarıyla öne çıksa da, oyun yazarlığıyla da dikkat çeker Orhan Kemal. Daha sonra oyunlaştırdığı uzun hikâye formundaki 1954 tarihli başyapıtı ‘72. Koğuş’, Orhan Kemal’in bir ‘gözlemci’ olarak gösterdiği yetkinliğin en önemli yansımalarından biridir. Türkiye’nin hem politik hem de toplumsal olarak zor bir dönemden geçtiği 2. Dünya Savaşı yıllarında bir cezaevini mekân edinen bu hikâye, cezaevinin ‘çulsuzlar’ının bir araya geldiği 72. koğuşta yaşanan sağlam bir trajediyi ameliyat masasına yatırır. Bütün olumsuz koşullara rağmen koğuşun ‘adam’ gibi kalabilen tek mahkûmu olan Ahmet Kaptan’ın beklenmedik bir çıkışla başlayıp sürekli dibe doğru sürüklenen serüvenini takip ederiz. Annesinden gelen 150 lirayla ‘ağa’ statüsüne taşınan bu karakter, kendisinden ziyade çevresindekileri mutlu etmeye çalışır, koğuştaki diğer mahkûmların ihtiyaçlarını giderir. Kadınlar koğuşundaki güzel Fatma’ya duyduğu platonik aşksa, çevresindekiler tarafından acımasızca sömürülür ve onu deliliğin sınırlarına kadar götürür… Orhan Kemal, ’72. Koğuş’ta insanoğlunun koşullara karşı direnme iradesi gösterememesini öne çıkarır daha çok. Başkahramanımız Ahmet Kaptan, insanlığından hiçbir şey kaybetmese de, cezaevindeki gardiyanından mahkûmuna herkesin kaçınılmaz bir karakter deformasyonuna girmesidir Orhan Kemal’in asıl ilgilendiği. Yazarın ‘âdemoğulları’ dediği sefaleti yoğun biçimde yaşayan 72. koğuş mahkûmlarının, parası olan ‘beyler’le aralarında oluşan sınıfsal uçuruma da dikkat çeken metin, Türkiye’nin o dönemlerdeki toplumsal çöküşünü cezaevine taşır bir bakıma. Eşitsizliğin, adaletsizliğin hüküm sürdüğü Türkiye’nin aynasıdır adeta bu cezaevi. Toplumsal yozlaşmayı hâkim olgu olarak metnine taşısa da, bu yozlaşmanın sonucu olarak ortaya çıkan bireysel bir trajediyi de yamacımıza taşır Orhan Kemal, Ahmet Kaptan’ın trajedisini. Olaylara ‘pembe gerçekçi’ bir çerçeveden yaklaşan ve naifliğiyle öne çıkan bu karakter, olanca kirlenmişliğin ortasında ‘insan’ olduğunu unutmamaya çalışır, son ana kadar. Çevresindeki herkesin manipülatif hamleler yapması, onun insanlığından bir şey götürmez ama ruhsal dengesi giderek bozulur. Kendisi gibi olmayanı ‘tükürür’ toplum, her zaman olduğu gibi… Yazar, bir Hitit heykeli gibi ‘çirkin’ diye tanımladığı Ahmet Kaptan’ın ruhundaki güzelliğin diğerlerini değiştirmesinin mümkün olmadığını gösterir hikâye boyunca. Ulufe dağıtıldıkça “Ağam, beyim!” diyen toplumun, ulufe kesildiğinde yeniden dişlerini göstereceğini ve onun ‘gerçek yüzü’nün bu olduğunu vurgulamasıysa bu metnin en çarpıcı saptamasıdır. ’72. Koğuş’un bugün bile etkisini sürdürmesinin müsebbibi de budur bizce. Dönem değişse de insanoğlunun karakter zaafları değişmiyor ne yazık ki, yöneticilerin bu zaafları manipüle etme istekleri de… 1987’de de uyarlanmıştı Geçen yıl kaybettiğimiz Erdoğan Tokatlı’nın 1987’de yaptığı Kadir İnanır’lı uyarlamanın ardından yeniden beyazperdeye taşınan Orhan Kemal’in hikâyesi, bu kez senaryo satırındaki Ayfer Tunç imzasıyla dikkat çekiyor daha çok. Genç kuşağın gözde yazarlarından Tunç’un kalemiyle eserin daha da ‘değerli’ olabileceğini hissediyorsunuz önce. Ama sonucu görünce, 2011 yapımı filmin 1987 yapımı adaşından oldukça geride kaldığını görüyor ve kaçan fırsata üzülüyorsunuz. Bu filmin yaklaşımının Orhan Kemal’in eserinde ‘baskın’ unsur olarak öne çıkmayan ‘aşk’a daha yakın durması ve buna paralel olarak gene yazarın hikâyesinde kısa bir bölüm olarak verilen ‘kadınlar koğuşu’nu öne çıkarması, doğal olarak meselenin özünden uzaklaşılması sonucunu doğuruyor. Hülya Avşar isminin ağırlığından olduğunu düşündüğümüz, Fatma karakterinin yoğun biçimde varlığını hissettirmesi de bu yaklaşımın bir sonucu kimliğiyle önümüze geliyor. Kitapta ‘fettan’ bir mahkûm olarak çizilen ve bir yan unsura dönüşen Fatma, filmde Ahmet Kaptan kadar ağırlıklı bir rol üstleniyor ve ona da ekstra bir ‘değer’ atfediliyor. Oysa Orhan Kemal’in eserindeki toplumsal yozlaşmanın ipuçlarını bulmak istiyoruz filmde, ama bunu sadece ‘şekilci’ bazı sahnelerle vermeye çalışıyor yönetmen Murat Saraçoğlu. 72. koğuş mahkûmlarının bir tavuk kemiği için birbirlerini ezmelerini göstererek Orhan Kemal’in etkisine ulaşabileceğini düşünen yönetmen, hikâyenin ‘katı gerçekçi’ tonundan uzaklaşarak bir tür ‘komik unsur’ ortaya koyuyor bu yaklaşımıyla. Elindeki yoğun malzemeyi heba etmenin sınırlarında dolaşmasına rağmen, uyarladığı metnin gücünden kaynaklanan avantajı cebinde tutmayı başarmasıysa “Bu kadarına da razı olmak gerek galiba!” dedirtiyor bize. Filmi izlerken, Orhan Kemal’in vurgulamaya çalıştığı yönetilen/yöneten paradoksunu ve bunun getirdiği insanlık zafiyetini görmeyi bekliyoruz. Dediğimiz gibi, tüm bu sorunsalı şeklen gösterse de, kitaptaki ‘hissettirme’ becerisi yok filmde. Ahmet Kaptan’ın yalnızlığı ve çaresizliğinin yerini her şeyi ‘yüksek sesle’ dile getirme telaşı alıyor, nihayetinde de ortaya kakofonik bir durum çıkıyor. Neresinden tutulacağına tam karar verilememiş hikâyeye ‘yıpratıcı’ fazlalıklar yüklenirken, olması gerekenler geri plana atılıyor ve Orhan Kemal’den soyutlanan bir sonuca ulaşılıyor. Hikâyenin dönemine dokunulmamış olmasına rağmen, buradan kaynaklanabilecek avantajdan yararlanılmıyor, aksine ‘dönemler üstü’ metni dar bir zaman dilimine sıkıştırıyor film. Çoklukla klişeler üzerinden yürümesiyse filmin temel handikaplarından biri olarak kendini gösteriyor; karakterlerin eylemlerine ‘aynılık’ duygusuyla yaklaşıyor, umut kırıntısının olmadığı Orhan Kemal’in metnine bir bebek vasıtasıyla umut aşılamaya kalkıyor, kötücüllüğü değişmez bir kişilik belirtisi olarak sergiliyor… Tüm bunlar, kitaptaki ‘koşullarla belirlenen ışıksızlık’ duygusunu zedeliyor sonuç olarak, cezaevinden çıkıp yaşananlara daha yukarıdan bakmamızı engelliyor. Dört duvar arasına sıkışan film, Türkiye’nin gerçeklerine doğru yelken açmamızın önünü kesiyor, fazlasıyla ‘içe dönük’ bir etki yaratıyor en nihayetinde. Oyun Olarak “72.Koğuş” 72.Koğuş, Orhan Kemal’in sahneye çıkan ikinci yapıtıdır. 72. Koğuş, 26 Ocak 1967 Perşembe gecesinden başlayarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (AST’da) sunulmaya başlanır. Asaf Çiğiltepe’nin sahneye koyduğu oyunun dekor ve giysilerini Osman Şengezer tasarlar. Aşık Mahzuni ise özgün müziğiyle sazıyla sesiyle eşlik eder. Oyunun seyirciden gördüğü ilgi, yapılan değerlendirmeleri geçer.. Üç mevsimde oyunu, 140 bin kişinin izlediği görülür ki AST için- o yıllarda Devlet Tiyatrosu’nda bile 100 bin satışa pek az rastlandığı düşünülürse- izleyici sayısında doruğa erişildiği açıktır. Ne yazık ki AST’nin kurucusu-oyunun yönetmeni Asaf Çiğiltepe, birkaç ay sonra trafik kazasında,(7 Haziran 1967’de) yaşamını yitirince; ulaşılan sonucu göremeyecektir. 72.Koğuş, 1967’den başlayarak üç yıl AST’da oynar. Orhan Kemal, 72.Koğuş ile 1967’de Ankara Sanatseverler Derneği’nce yılın en iyi oyun yazarı seçilmiştir. O güne dek kıyısından köşesinden anlatılan hapishane, ilk kez Orhan Kemal’in kaleminden sahneye 72.Koğuş’la gelir. 72.Koğuş romanı adembabaların geçici varlık döneminden sonra, eski yoksulluklarına dönmeleri ve koğuştakilerin baştan beri görülen bilinçsizliklerini sürdürmeleri ile son bulur. Oyunda ise Kaptan’ın ölümü, adembabaların bilinçlenmelerini ve kendilerini sömürenlere karşı çıkmalarını sağlar. Karşı çıkış, insancıl özün-insan onurunun, canlı olarak korunmasıdır. En onulmaz acılar yaşayan, ezilen, küçümsenen, aç-açık kalan kişiler; sıra insanlık onurlarına gelince arslan kesilirler. Bu durum, Orhan Kemal gerçekçiliğinin ipuçlarını verir bize: koşullar ne olursa olsun, onurun korunması, aşağılanmaya karşı direngenlik ve onurun ezilmesi durumunda asla ödün vermemek. Rizeli Kaptan’ın gelen parasını arkadaşlarına dağıtması, koğuştakilerin hepsini kurtarmak için giriştiği işler, onurun yüceltilmesi çabalarının belgeleridir. Yazarın arkadaşı Samim Kocagöz(1916-1993), 72.Koğuş’u şöyle değerlendirir: “(…) Orhan Kemal, 72.Koğuş’u önce büyük öykü olarak yazdı, sonra bir de oyun olarak ortaya koydu. Benim öteden beri bir inancım vardır. Öyküden büyütüp roman olmaz. Romandan özetleyip öykü de yapamazsınız. Olmaya ki yazar öykü olan bir konuyu yeniden roman olarak tasarlasın. Yazar da 72.Koğuş oyununun önsözünde, ‘(…) Demek oluyor ki herhangi bir konu, sanatçı açısından sanatçının o andaki düşünü açısından çeşitli biçimlerde meydana getirilebilir.’ (72.Koğuş, oyun, s.5, 1967) Orhan haklı, romanlardan senaryo yapanlar bile konuyu yeniden tasarlıyor. En iyisi yazarın kendi konusunu kendisinin-istiyorsa-başka bir biçimde tasarlamasıdır. Kendisinin de yazdığı, söylediği gibi 72.Koğuş oyunu, öyküsünden daha çarpıcı, çaresizlerin direnişi olmuştur.” (Çaresizlerin Şairi Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Cumhuriyet Kitap eki, sayı:17.) 72.Koğuş’u, Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu (DAST) da 1976 yılında oynamıştır. Oyun, Erkan Yücel’in (1945-1985) yönetiminde sahnelenmiştir. “72. Koğuş” Hikâyesinin Özeti Ahmet Kaptan adında bir mahkûma köyden annesi tarafından 150 lira para gönderilir. Ahmet buna çok sevinir. Çünkü o zamanlar bu para hapiste çok büyük bir miktar olarak görülmekteydi. Bir anda Ahmet Kaptan koğuşta çok değer görmeye başlar, sevilir ve sayılır. Koğuştakilerin çoğu bu parayı değerlendirmenin en iyi ve en güzel yolunun kumar olduğunu söylerler. Ahmet Kaptan koğuşta en geçerli söze sahip olan Berbat Sölezli Ağa’nın koğuşuna kumar oynamaya gider. Kısa zamanda ikisi de çok para kazanırlar. Berbat koğuşu değiştirir. Hilmi Ağa’nın koğuşuna geçer. Fakat Ahmet Kaptan kısa zamanda hapishanenin en kötü koğuşu diye bilinen koğuşu düzeltir. En güzel koğuşlardan biri haline getirir. Herkesin üstünde yattığı kireç torbalarını kaldırıp yerine pamuk yataklar aldırtır. Fakat bir gardiyanın oyununa gelerek herşeyini yitirir. Kısa zamanda koğuş eski halini alır. Kaptan oyuna geldiği için bunalım geçirir. “Haksızlığa” uğramıştır. Kışın soğuk bastırınca koğuş çok soğuk olur. Birçok mahkum ölür. Ertesi kış da Ahmet Kaptan soğuktan donarak ölür. Everest Yayınları Tanıtım Yazısı Türk edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Orhan Kemal’in başyapıtlarından biri olan 72. Koğuş, insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında anlatırken bile direnişin sesini duyuruyor okurlarına. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor. Orhan Kemal’in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve aydınlığı yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Orhan Kemal’in kitapları bir okurum hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir. Kitabın Künyesi 72. Koğuş Orhan Kemal Everest Yayınları / Hikaye Dizisi Kapak Tasarımı : Utku Lomlu Editör : Sırma Köksal İstanbul, 2011, 22. Basım 100 sayfa


Compare

“Eşe dosta selam, inandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.” Orhan Kemal (ölümünden üç ay önce yazdığı bir söz) Orhan Kemal’in başyapıtlarından 72.Koğuş, insan onurunun düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir.Tüm yapıtlarında her ş “Eşe dosta selam, inandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.” Orhan Kemal (ölümünden üç ay önce yazdığı bir söz) Orhan Kemal’in başyapıtlarından 72.Koğuş, insan onurunun düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir.Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal; okurlarına, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında bile direnişin sesini duyuruyor. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor. 1938′de Niğde’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkum edilen Orhan Kemal,1940′ta, Bursa Cezaevi’nde tanıştığı Nazım Hikmet’in görüşlerinden etkilendi; kendisinden Fransızca, felsefe, siyaset dersleri aldı. Orhan Kemal’i şiir yerine roman ve öykü yazmaya teşvik eden de Nazım Hikmet oldu. Özgürlüğüne kavuşmasından sonra 1954 yılında Orhan Kemal adıyla 72. Koğuş hikâyesinin yazarı olur. ‘Âdemoğlu’nun dibe vurduğu an – Murat Özer (04/03/2011 tarihli Radikal Kitap Eki) Orhan Kemal ya da gerçek adıyla Mehmet Raşit Öğütçü, edebiyatımızın ‘gerçekçi’ damarının en önemli temsilcilerinden biridir kuşkusuz. Nâzım Hikmet’le Bursa Cezaevi’ndeki kader ortaklığının ardından edebiyata kanalize olan ve ‘yitik’ yaşamlara uzattığı aynayla kendi biçemini ortaya çıkarma becerisini gösteren yazar, Türkiye’nin (aynı zamanda devletin) yaşadığı (yaşattığı) ‘çözülmeyi ilk elden yansıtmasıyla benzersiz bir ‘saptayıcı’ olmayı da başarır eserlerinde. Temelde hikâye ve romanlarıyla öne çıksa da, oyun yazarlığıyla da dikkat çeker Orhan Kemal. Daha sonra oyunlaştırdığı uzun hikâye formundaki 1954 tarihli başyapıtı ‘72. Koğuş’, Orhan Kemal’in bir ‘gözlemci’ olarak gösterdiği yetkinliğin en önemli yansımalarından biridir. Türkiye’nin hem politik hem de toplumsal olarak zor bir dönemden geçtiği 2. Dünya Savaşı yıllarında bir cezaevini mekân edinen bu hikâye, cezaevinin ‘çulsuzlar’ının bir araya geldiği 72. koğuşta yaşanan sağlam bir trajediyi ameliyat masasına yatırır. Bütün olumsuz koşullara rağmen koğuşun ‘adam’ gibi kalabilen tek mahkûmu olan Ahmet Kaptan’ın beklenmedik bir çıkışla başlayıp sürekli dibe doğru sürüklenen serüvenini takip ederiz. Annesinden gelen 150 lirayla ‘ağa’ statüsüne taşınan bu karakter, kendisinden ziyade çevresindekileri mutlu etmeye çalışır, koğuştaki diğer mahkûmların ihtiyaçlarını giderir. Kadınlar koğuşundaki güzel Fatma’ya duyduğu platonik aşksa, çevresindekiler tarafından acımasızca sömürülür ve onu deliliğin sınırlarına kadar götürür… Orhan Kemal, ’72. Koğuş’ta insanoğlunun koşullara karşı direnme iradesi gösterememesini öne çıkarır daha çok. Başkahramanımız Ahmet Kaptan, insanlığından hiçbir şey kaybetmese de, cezaevindeki gardiyanından mahkûmuna herkesin kaçınılmaz bir karakter deformasyonuna girmesidir Orhan Kemal’in asıl ilgilendiği. Yazarın ‘âdemoğulları’ dediği sefaleti yoğun biçimde yaşayan 72. koğuş mahkûmlarının, parası olan ‘beyler’le aralarında oluşan sınıfsal uçuruma da dikkat çeken metin, Türkiye’nin o dönemlerdeki toplumsal çöküşünü cezaevine taşır bir bakıma. Eşitsizliğin, adaletsizliğin hüküm sürdüğü Türkiye’nin aynasıdır adeta bu cezaevi. Toplumsal yozlaşmayı hâkim olgu olarak metnine taşısa da, bu yozlaşmanın sonucu olarak ortaya çıkan bireysel bir trajediyi de yamacımıza taşır Orhan Kemal, Ahmet Kaptan’ın trajedisini. Olaylara ‘pembe gerçekçi’ bir çerçeveden yaklaşan ve naifliğiyle öne çıkan bu karakter, olanca kirlenmişliğin ortasında ‘insan’ olduğunu unutmamaya çalışır, son ana kadar. Çevresindeki herkesin manipülatif hamleler yapması, onun insanlığından bir şey götürmez ama ruhsal dengesi giderek bozulur. Kendisi gibi olmayanı ‘tükürür’ toplum, her zaman olduğu gibi… Yazar, bir Hitit heykeli gibi ‘çirkin’ diye tanımladığı Ahmet Kaptan’ın ruhundaki güzelliğin diğerlerini değiştirmesinin mümkün olmadığını gösterir hikâye boyunca. Ulufe dağıtıldıkça “Ağam, beyim!” diyen toplumun, ulufe kesildiğinde yeniden dişlerini göstereceğini ve onun ‘gerçek yüzü’nün bu olduğunu vurgulamasıysa bu metnin en çarpıcı saptamasıdır. ’72. Koğuş’un bugün bile etkisini sürdürmesinin müsebbibi de budur bizce. Dönem değişse de insanoğlunun karakter zaafları değişmiyor ne yazık ki, yöneticilerin bu zaafları manipüle etme istekleri de… 1987’de de uyarlanmıştı Geçen yıl kaybettiğimiz Erdoğan Tokatlı’nın 1987’de yaptığı Kadir İnanır’lı uyarlamanın ardından yeniden beyazperdeye taşınan Orhan Kemal’in hikâyesi, bu kez senaryo satırındaki Ayfer Tunç imzasıyla dikkat çekiyor daha çok. Genç kuşağın gözde yazarlarından Tunç’un kalemiyle eserin daha da ‘değerli’ olabileceğini hissediyorsunuz önce. Ama sonucu görünce, 2011 yapımı filmin 1987 yapımı adaşından oldukça geride kaldığını görüyor ve kaçan fırsata üzülüyorsunuz. Bu filmin yaklaşımının Orhan Kemal’in eserinde ‘baskın’ unsur olarak öne çıkmayan ‘aşk’a daha yakın durması ve buna paralel olarak gene yazarın hikâyesinde kısa bir bölüm olarak verilen ‘kadınlar koğuşu’nu öne çıkarması, doğal olarak meselenin özünden uzaklaşılması sonucunu doğuruyor. Hülya Avşar isminin ağırlığından olduğunu düşündüğümüz, Fatma karakterinin yoğun biçimde varlığını hissettirmesi de bu yaklaşımın bir sonucu kimliğiyle önümüze geliyor. Kitapta ‘fettan’ bir mahkûm olarak çizilen ve bir yan unsura dönüşen Fatma, filmde Ahmet Kaptan kadar ağırlıklı bir rol üstleniyor ve ona da ekstra bir ‘değer’ atfediliyor. Oysa Orhan Kemal’in eserindeki toplumsal yozlaşmanın ipuçlarını bulmak istiyoruz filmde, ama bunu sadece ‘şekilci’ bazı sahnelerle vermeye çalışıyor yönetmen Murat Saraçoğlu. 72. koğuş mahkûmlarının bir tavuk kemiği için birbirlerini ezmelerini göstererek Orhan Kemal’in etkisine ulaşabileceğini düşünen yönetmen, hikâyenin ‘katı gerçekçi’ tonundan uzaklaşarak bir tür ‘komik unsur’ ortaya koyuyor bu yaklaşımıyla. Elindeki yoğun malzemeyi heba etmenin sınırlarında dolaşmasına rağmen, uyarladığı metnin gücünden kaynaklanan avantajı cebinde tutmayı başarmasıysa “Bu kadarına da razı olmak gerek galiba!” dedirtiyor bize. Filmi izlerken, Orhan Kemal’in vurgulamaya çalıştığı yönetilen/yöneten paradoksunu ve bunun getirdiği insanlık zafiyetini görmeyi bekliyoruz. Dediğimiz gibi, tüm bu sorunsalı şeklen gösterse de, kitaptaki ‘hissettirme’ becerisi yok filmde. Ahmet Kaptan’ın yalnızlığı ve çaresizliğinin yerini her şeyi ‘yüksek sesle’ dile getirme telaşı alıyor, nihayetinde de ortaya kakofonik bir durum çıkıyor. Neresinden tutulacağına tam karar verilememiş hikâyeye ‘yıpratıcı’ fazlalıklar yüklenirken, olması gerekenler geri plana atılıyor ve Orhan Kemal’den soyutlanan bir sonuca ulaşılıyor. Hikâyenin dönemine dokunulmamış olmasına rağmen, buradan kaynaklanabilecek avantajdan yararlanılmıyor, aksine ‘dönemler üstü’ metni dar bir zaman dilimine sıkıştırıyor film. Çoklukla klişeler üzerinden yürümesiyse filmin temel handikaplarından biri olarak kendini gösteriyor; karakterlerin eylemlerine ‘aynılık’ duygusuyla yaklaşıyor, umut kırıntısının olmadığı Orhan Kemal’in metnine bir bebek vasıtasıyla umut aşılamaya kalkıyor, kötücüllüğü değişmez bir kişilik belirtisi olarak sergiliyor… Tüm bunlar, kitaptaki ‘koşullarla belirlenen ışıksızlık’ duygusunu zedeliyor sonuç olarak, cezaevinden çıkıp yaşananlara daha yukarıdan bakmamızı engelliyor. Dört duvar arasına sıkışan film, Türkiye’nin gerçeklerine doğru yelken açmamızın önünü kesiyor, fazlasıyla ‘içe dönük’ bir etki yaratıyor en nihayetinde. Oyun Olarak “72.Koğuş” 72.Koğuş, Orhan Kemal’in sahneye çıkan ikinci yapıtıdır. 72. Koğuş, 26 Ocak 1967 Perşembe gecesinden başlayarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (AST’da) sunulmaya başlanır. Asaf Çiğiltepe’nin sahneye koyduğu oyunun dekor ve giysilerini Osman Şengezer tasarlar. Aşık Mahzuni ise özgün müziğiyle sazıyla sesiyle eşlik eder. Oyunun seyirciden gördüğü ilgi, yapılan değerlendirmeleri geçer.. Üç mevsimde oyunu, 140 bin kişinin izlediği görülür ki AST için- o yıllarda Devlet Tiyatrosu’nda bile 100 bin satışa pek az rastlandığı düşünülürse- izleyici sayısında doruğa erişildiği açıktır. Ne yazık ki AST’nin kurucusu-oyunun yönetmeni Asaf Çiğiltepe, birkaç ay sonra trafik kazasında,(7 Haziran 1967’de) yaşamını yitirince; ulaşılan sonucu göremeyecektir. 72.Koğuş, 1967’den başlayarak üç yıl AST’da oynar. Orhan Kemal, 72.Koğuş ile 1967’de Ankara Sanatseverler Derneği’nce yılın en iyi oyun yazarı seçilmiştir. O güne dek kıyısından köşesinden anlatılan hapishane, ilk kez Orhan Kemal’in kaleminden sahneye 72.Koğuş’la gelir. 72.Koğuş romanı adembabaların geçici varlık döneminden sonra, eski yoksulluklarına dönmeleri ve koğuştakilerin baştan beri görülen bilinçsizliklerini sürdürmeleri ile son bulur. Oyunda ise Kaptan’ın ölümü, adembabaların bilinçlenmelerini ve kendilerini sömürenlere karşı çıkmalarını sağlar. Karşı çıkış, insancıl özün-insan onurunun, canlı olarak korunmasıdır. En onulmaz acılar yaşayan, ezilen, küçümsenen, aç-açık kalan kişiler; sıra insanlık onurlarına gelince arslan kesilirler. Bu durum, Orhan Kemal gerçekçiliğinin ipuçlarını verir bize: koşullar ne olursa olsun, onurun korunması, aşağılanmaya karşı direngenlik ve onurun ezilmesi durumunda asla ödün vermemek. Rizeli Kaptan’ın gelen parasını arkadaşlarına dağıtması, koğuştakilerin hepsini kurtarmak için giriştiği işler, onurun yüceltilmesi çabalarının belgeleridir. Yazarın arkadaşı Samim Kocagöz(1916-1993), 72.Koğuş’u şöyle değerlendirir: “(…) Orhan Kemal, 72.Koğuş’u önce büyük öykü olarak yazdı, sonra bir de oyun olarak ortaya koydu. Benim öteden beri bir inancım vardır. Öyküden büyütüp roman olmaz. Romandan özetleyip öykü de yapamazsınız. Olmaya ki yazar öykü olan bir konuyu yeniden roman olarak tasarlasın. Yazar da 72.Koğuş oyununun önsözünde, ‘(…) Demek oluyor ki herhangi bir konu, sanatçı açısından sanatçının o andaki düşünü açısından çeşitli biçimlerde meydana getirilebilir.’ (72.Koğuş, oyun, s.5, 1967) Orhan haklı, romanlardan senaryo yapanlar bile konuyu yeniden tasarlıyor. En iyisi yazarın kendi konusunu kendisinin-istiyorsa-başka bir biçimde tasarlamasıdır. Kendisinin de yazdığı, söylediği gibi 72.Koğuş oyunu, öyküsünden daha çarpıcı, çaresizlerin direnişi olmuştur.” (Çaresizlerin Şairi Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Cumhuriyet Kitap eki, sayı:17.) 72.Koğuş’u, Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu (DAST) da 1976 yılında oynamıştır. Oyun, Erkan Yücel’in (1945-1985) yönetiminde sahnelenmiştir. “72. Koğuş” Hikâyesinin Özeti Ahmet Kaptan adında bir mahkûma köyden annesi tarafından 150 lira para gönderilir. Ahmet buna çok sevinir. Çünkü o zamanlar bu para hapiste çok büyük bir miktar olarak görülmekteydi. Bir anda Ahmet Kaptan koğuşta çok değer görmeye başlar, sevilir ve sayılır. Koğuştakilerin çoğu bu parayı değerlendirmenin en iyi ve en güzel yolunun kumar olduğunu söylerler. Ahmet Kaptan koğuşta en geçerli söze sahip olan Berbat Sölezli Ağa’nın koğuşuna kumar oynamaya gider. Kısa zamanda ikisi de çok para kazanırlar. Berbat koğuşu değiştirir. Hilmi Ağa’nın koğuşuna geçer. Fakat Ahmet Kaptan kısa zamanda hapishanenin en kötü koğuşu diye bilinen koğuşu düzeltir. En güzel koğuşlardan biri haline getirir. Herkesin üstünde yattığı kireç torbalarını kaldırıp yerine pamuk yataklar aldırtır. Fakat bir gardiyanın oyununa gelerek herşeyini yitirir. Kısa zamanda koğuş eski halini alır. Kaptan oyuna geldiği için bunalım geçirir. “Haksızlığa” uğramıştır. Kışın soğuk bastırınca koğuş çok soğuk olur. Birçok mahkum ölür. Ertesi kış da Ahmet Kaptan soğuktan donarak ölür. Everest Yayınları Tanıtım Yazısı Türk edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Orhan Kemal’in başyapıtlarından biri olan 72. Koğuş, insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında anlatırken bile direnişin sesini duyuruyor okurlarına. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor. Orhan Kemal’in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve aydınlığı yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Orhan Kemal’in kitapları bir okurum hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir. Kitabın Künyesi 72. Koğuş Orhan Kemal Everest Yayınları / Hikaye Dizisi Kapak Tasarımı : Utku Lomlu Editör : Sırma Köksal İstanbul, 2011, 22. Basım 100 sayfa

30 review for 72. Koğuş

  1. 4 out of 5

    Ahmad Sharabiani

    ‎72. Kogus = ward 72 = The Prisoners, Orhan Kemal The Prisoners a masterpiece of Orhan Kemal, is the story of a pit of hell, which the honor of humanity can often fall. Keeping his faith and love to humanity, Orhan Kemal, is speaking out the voice of resistance even in a dark ward people who have sold out their closest friends for nothing, have fallen. An honor of mankind that cannot be destroyed by degradation. تاریخ نخستین خوانش روز دوازدهم ماه مارس سال 2002 میلادی عنوان: سلول 72؛ نویسنده: اوره‍ا ‎72. Kogus = ward 72 = The Prisoners, Orhan Kemal The Prisoners a masterpiece of Orhan Kemal, is the story of a pit of hell, which the honor of humanity can often fall. Keeping his faith and love to humanity, Orhan Kemal, is speaking out the voice of resistance even in a dark ward people who have sold out their closest friends for nothing, have fallen. An honor of mankind that cannot be destroyed by degradation. تاریخ نخستین خوانش روز دوازدهم ماه مارس سال 2002 میلادی عنوان: سلول 72؛ نویسنده: اوره‍ان‌ ک‍م‍ال‌؛ ت‍رج‍م‍ه‌ ارس‍لان‌ ف‍ص‍ی‍ح‍ی‌؛ ت‍ه‍ران‌: ق‍ق‍ن‍وس‌، 1377؛ در 143ص؛ شابک 9643111725؛ چاپ دوم 1395؛ موضوع: داستانهای نویسندگان ترکیه - سده 20 م اورهان کمال در سال 1914 میلادی در بخش جیحانِ آدانا به دنیا آمدند؛ در سال آخر دبیرستان بود که به دلیل فعالیت‌های سیاسی پدرش به همراه خانواده مجبور به ترک میهن، و اقامت اجباری در سوریه و لبنان شدند.پس از بازگشت به ترکیه مدتی در کارخانه‌ ای کارگری کرد، و سپس کارمند حسابداری همان کارخانه شد؛ از همان دوران بود که نخست به شاعری و سپس به نویسندگی پرداختند.بعدها به استانبول آمد و کارِ نوشتن داستانِ کوتاه، رمان، فیلمنامه و نمایشنامه را ادامه داد.مشهورترین آثار ایشان عبارتند از: «خانه پدری»، «سال‌های دربدری»، «مرتضی»، «جمیله»، «گناهکار»، «خاک خونین»، «شیاد»، «راه بد»، «دنیای دروغین»، «سلول 72»، «سه سال و نیم با ناظم حکمت»، «پرندگان غریب»، «دختر مردم» و...؛ نقل نمونه متن: یک؛ توی سلول سرِ ته سیگار تاس میریختند؛ «بربادِ» گردن کلفت، به «ازمیری»، که پشت سر هم تاسهایش را جمع میکرد، گفت: ـ آنقدر تاسامو جمع نکن، پالون دوز! «ازمیری» که ریزنقش بود، اما کله ای بزرگ داشت، تند و تند گفت: ـ تاس میگیری، بایدم جمع کنم! ـ مرتیکه، مگه میشه تاس نگرفت و بازی کرد؟ ـ من مرتیکه نیستم! ـ پس چی هستی؟ ـ پسرِ پیشنمازم، این ریخت و قیافه آسمون جلمو نیگا نکن! ـ زیاد حرف نزن! ـ اگه بزنم چی کار میکنی؟ ـ چونه تو خورد میکنم! ـ فکر کردی کله قنده؟ صورتِ «برباد» یک آن قرمز شد، بعد سفیدِ سفید شد؛ سرش را به دو طرف تکان داد و گفت «لا اله الا اللّه»، بعد تاسها را تکان داد و ریخت: ـ سه و یک! یک بار او، یک بار آن یکی، با عصبانیت و غرغرکنان هر چه را میآمد بر زبان میراندند: ـ چهار و دو! ـ پنج و یک! ـ شیش و یک! ـ...........؛ توی همهمه ی هر روزه ی زندان صدای مشاجره «برباد» و «ازمیری» داشت بلند میشد؛ آسمان جل هایی که با لباسهای ژنده میآمدند تو و میرفتند بیرون، موجوداتی تکیده و ناخوشایند بودند؛ یکی از آنها گاهی میچپید توی سلول، نگاهی به اطراف میانداخت، انگار چیزی را که دنبالش بود پیدا نمیکرد و دوباره راهش را میکشید و میرفت؛ برای چه میآمد، چرا میرفت؟ آنهایی هم که پای دیوارهای کثیف خوابیده بودند ـ دیوارهایی که این ور و آن ورش نقاشیهای مستهجن و حرفهای رکیک نوشته بود ـ با چشمهای نیمه باز میرفتند تو فکر و گاه ساعتها دراز میکشیدند و فقط وقتی گرسنه و تشنه میشدند یا دست به آب داشتند از سلول میرفتند بیرون. یکهو دمِ درِ سلول سر و کله آسمان جلی دیگر پیدا شد که خیلی دراز و لاغر بود؛ ...»؛ پایان نقل تاریخ بهنگام رسانی 25/03/1399هجری خورشیدی؛ ا. شربیانی

  2. 4 out of 5

    علو پیمان📞

    چقدر دلم تنگ شده بود برای یک کتاب خوب در این شرایط نا خوب... از روسیه مستقیم اومدم ترکیه... راه دوری نیومدم اما این کجا و آن کجا... این بار رمانی فوق‌العاده از اورهان کمال،شاید بخاطر جغرافیا باشه که ادبیات ترکیه رو هیچوقت کنار نمیزارم...؟ اما نه راستش بخاطر اینه هنرمند های ترکیه رو درک میکنم...بقول » یاس «بزارید منظورمو یه جور دیگه تکمیل کنم... متهم شماره‌ی 1 یلماز گونی بود کارگردانی کورد که فاشیسم ترکیه نتوانست دوربینش را متوقف کند... سیستم چاره‌ی کار را در این دید که یلماز گونی به زندان بیوفتد و بپوس چقدر دلم تنگ شده بود برای یک کتاب خوب در این شرایط نا خوب... از روسیه مستقیم اومدم ترکیه... راه دوری نیومدم اما این کجا و آن کجا... این بار رمانی فوق‌العاده از اورهان کمال،شاید بخاطر جغرافیا باشه که ادبیات ترکیه رو هیچوقت کنار نمیزارم...؟ اما نه راستش بخاطر اینه هنرمند های ترکیه رو درک میکنم...بقول » یاس «بزارید منظورمو یه جور دیگه تکمیل کنم... متهم شماره‌ی 1 یلماز گونی بود کارگردانی کورد که فاشیسم ترکیه نتوانست دوربینش را متوقف کند... سیستم چاره‌ی کار را در این دید که یلماز گونی به زندان بیوفتد و بپوسد اشغال کثافط... اما یلماز گونی را کسی نتوانست خفه کند،چهار دیوار زندان به یلماز گونی قدرتی بیشتر داد و باز هم فاشیسم ناکام ماند،یلماز گونی،درست پشت میله های زندان فیلم yol یعنی «راه» را ساخت و جایزه‌ی کن را گرفت... یلماز گونی وقتی مُرد روزنامه‌ای در ترکیه تیتر زد «فیلم تمام شد» اما این‌ها چه ربطی به این کتاب داشت؟ ربطش هم می‌رسد به اینکه فیلم راه از یلماز گونی در مورد پنج زندانی‌ست که از زندان مرخصی میگیرند و وارد زندانی بزرگ تر به اسم زندگی میشوند ... یلماز گونیی که خودش در زندان بود... متهم شماره‌ی2 اورهان کمال ... اورهان کمالی که دو ماه در زندان بود... زندان را درک کرده بود آمد تا در مورد زندان بنویسد... «سلول۷۲» اورهان کمال درست مشابه یلماز گونی زندانیی را روایت میکند که همان زندگیست... اما در این زندان بزرگ هم مانند زندگی، اورهان کمال میرود سمت ضعیف ترین قشر ، میرود،به سلول هفتاد و دو... زیرا که بوی مُردگی را میشود با نگاه کردن به این آدمها درک کرد.اورهان کمال سمت کثیف ترین سلول میرود ... در این سلول اعضایش حتی انسان هم خطاب نمی‌شوند. موجوداتی که ،محکوم هستند به سوراخ بودن گلو... در روز فقط یک نان سیاه میگرفتند،باید ۲۴ ساعت با آن نان اداره میکردند... اما خیلی‌ها آن‌ نان را هم میفروختند و مینشستند پای قمار تا بلکه پنج لیرشان بشود ده یا بیست یا سی یا... و بتوانن از این سلول جهنم کوچ کنند به سوی سلولی بهتر... اورهان کمال این سلول را با پول و عشق میسنجد... در این کثافت دونی که ناگهان پول واردش میشود همه چیز عوض میشود... همه صف میبندن تا نوکریی ناخدا احمد را بکنند و چقدر قشنگ اورهان کمال با ورود پول عشق را هم وارد میکند تا بفهماند سلین راست میگفت که در دنیا دو نوع بشر وجود دارد ۱ پولدار-۲ بی پول... اورهان کمال هم درک کرد و نوشت و شد اورهان کمال بزرگ... نویسنده ای که اسمش جاودان شد... در هر حال وقتی درک میکنی خود به خود میتوانی شاهکار خلق کنی... یاد بوکوفسکی افتادم: Don’t try...” سعی نکن بنویسی بزار خودش بیاد سمتت” از این کتاب فوق العاده یه فیلم هم ساخته شده به کارگردانی Murat Saraçoğlu با بازی هولیا افشار و یاوز بینگول و کرم آلیشیک...نگاه کنید تا تمام این فقر و کثافت و عشق و باهم در تصویر ببینید

  3. 5 out of 5

    Jaguar Kitap

    Bizim büyük Orhan Kemal'imiz. En iyi kitaplarındandır 72. Koğuş. Bizim büyük Orhan Kemal'imiz. En iyi kitaplarındandır 72. Koğuş.

  4. 5 out of 5

    Agir(آگِر)

    این کتاب درمورد سلول زندانی است که در آن دو اتفاق مهم می افتد یکی ثروت وارد ان می شود و یکی عشق رفتن فقر از کاشانه این زندانیان،زندگی شان رو زیر و رو میکند احترام و ادب جای بی ادبی و گستاخی را می گیرد و اما عشق امان از عشق رتبه دومی در خانمان سوزی بعد از اعتیاد !!! این حرفم حاصل خواندن چند کتاب داستانی در این مورده البته شاید این نویسدگان در حسرت عشق ماندن و بخاطر همین نویسنده شدن تا به عشق حمله کنند :) ... درمورد آشنایی ایرانیان با اورهان کمال نویسنده تُرک از کتاب مزرعه خانوماورهان کمال سریالی ساخته شده بو این کتاب درمورد سلول زندانی است که در آن دو اتفاق مهم می افتد یکی ثروت وارد ان می شود و یکی عشق رفتن فقر از کاشانه این زندانیان،زندگی شان رو زیر و رو میکند احترام و ادب جای بی ادبی و گستاخی را می گیرد و اما عشق امان از عشق رتبه دومی در خانمان سوزی بعد از اعتیاد !!! این حرفم حاصل خواندن چند کتاب داستانی در این مورده البته شاید این نویسدگان در حسرت عشق ماندن و بخاطر همین نویسنده شدن تا به عشق حمله کنند :) ... درمورد آشنایی ایرانیان با اورهان کمال نویسنده تُرک از کتاب مزرعه خانوماورهان کمال سریالی ساخته شده بود که محبوبیت زیادی در نزد طرفداران شبکه پی ام سی داشت طرفدار پی ام سی نیستم ولی دو سه قسمتی همراه دوستم دیدم و خیلی جالب بود مخصوصا داستان مُلا و درخت مقدس که اهالی به شاخه های درخت غذا می بستند و شبانه مُلا ان را ور میداشت و مردم فک میکردند درخت آن را تناول نموده و هر روز چیزای بیشتری نذرش میکردند

  5. 4 out of 5

    Meric Aksu

    This review has been hidden because it contains spoilers. To view it, click here. İzmaritine zar atılan bir koğuşta başlayan ve aynı koğuşta soğuktan donarak ölen adembabaların hikayesinin anlatıldığı 72. Koğuş’tan başka en renkli kısımların evsahipliğini kadınlar koğuşunda yatan erkek kokusuna hasret Ayşe, Fatma ve Nedime’lerin yaptığı çapkın ve muzip bölümleriyle de akıllarda yer eden, bu sefer kaybedenlerin adembabalar olduğu, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ndan sonra benim en severek okuduğum hapishane romanı oldu 72. Koğuş. “Ayşe kıpkırmızı kesildi ama memnundu. Dostuyla İzmaritine zar atılan bir koğuşta başlayan ve aynı koğuşta soğuktan donarak ölen adembabaların hikayesinin anlatıldığı 72. Koğuş’tan başka en renkli kısımların evsahipliğini kadınlar koğuşunda yatan erkek kokusuna hasret Ayşe, Fatma ve Nedime’lerin yaptığı çapkın ve muzip bölümleriyle de akıllarda yer eden, bu sefer kaybedenlerin adembabalar olduğu, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ndan sonra benim en severek okuduğum hapishane romanı oldu 72. Koğuş. “Ayşe kıpkırmızı kesildi ama memnundu. Dostuyla bir olup elli beşlik kocasını ahırda baltayla parçalamış, ipten kendini zor kurtarmıştı. Yatılacak daha yirmi iki yılı vardı. “Allah bir sebep halk etmezse” kırk dört yaşında olacaktı ki, Nedime bir gün, “Ondan sonra at kendini dereye!” demişti.”

  6. 4 out of 5

    Elahe rmzn

    كتاب روان و سيالي كه مثل رودخانه خواننده را با خود ميبرد و چنان عالي ترجمه شده كه لحظه اي نميتوان دست از خواندنش برداشت

  7. 4 out of 5

    Selin

    Ya aşkta ya kumarda kazanılırmış Kaptan ne yapalım... Konu kısaca kan davasından içeri girmiş ahlaklı, temiz bir adamın eline geçen parayla kendisinin ve çevresinin nasıl etkilendiğini anlatıyordu. Yazar bu sırada olan ahlaksızlıkları, yalanları, gurursuzlukları eleştiriyordu. Beni en çok etlileyen kısmı Orhan Kemal'in belki anlatmak istediğinin hapishanedi yaşam ve oradaki insanlar olmasına rağmen düşünüldüğünde bugün çevremizi oluşturan eğitimli temiz zengin ve sözde ahlaklı herkesi 72. Koğuş'un Ya aşkta ya kumarda kazanılırmış Kaptan ne yapalım... Konu kısaca kan davasından içeri girmiş ahlaklı, temiz bir adamın eline geçen parayla kendisinin ve çevresinin nasıl etkilendiğini anlatıyordu. Yazar bu sırada olan ahlaksızlıkları, yalanları, gurursuzlukları eleştiriyordu. Beni en çok etlileyen kısmı Orhan Kemal'in belki anlatmak istediğinin hapishanedi yaşam ve oradaki insanlar olmasına rağmen düşünüldüğünde bugün çevremizi oluşturan eğitimli temiz zengin ve sözde ahlaklı herkesi 72. Koğuş'un pis ve soğuk duvarları arasında bulabilmemiz. Aslında üzerine basıla basıla o koğuşta olanların ve ya hapiste olanların, insan olmadıkları söylensede dönüp çevremize bakarsak 'Berbat'ı, 'Bobi'yi rahatlıkla görebiliriz. Yalnız bir şey gözüme çok takıldı. Kitap neredeyse tiyatro metni olacak kadar sade bir üslupla yazılmıştı. Açık söylemek gerekirse başta psikolojik hiçbir açıklamaya girilmemiş olması ve hızlı hızlı geçmesinden pek hoşlanmadım. Belki de alışmışım sayfalar dolusu betimlemeler tasvirlere düşünmeye tembelleşmişim. Yani satır aralarını biraz kendinizin doldurması gereken bir eser. Sonuç olarak etkilendim ama beni çok çarptığını da söylersem yalan olur. Unutmadan bu gün sahip olduklarımızı değerini bana kolay kolay her resim her yazı anlatamaz ancak 72. Koğuş'da dönemin ve koğuşun sefaletini iliklerime kadar hissettiğimi söylemeden geçemem. Hele bir daha o kurufasulyeye o çaya eskisi gibi bakabileceğimi sanmıyorum.

  8. 5 out of 5

    Amir

    کتاب جمع و جوری بود... ولی اورهان کمال کتابای بهتر از این هم داشت که با اون به جامعه ی ایران معرفی بشه .

  9. 4 out of 5

    Orhan Gülek

    Dönemin cezaevlerindeki yaşam mücadelesini en çıplak haliyle anlatıyor Orhan Kemal

  10. 5 out of 5

    İrem Gençer

    Derin çukura yuvarlanmış insanların, en yakınını dahi üç kuruş uğruna vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında anlatıyor. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor.

  11. 4 out of 5

    Shutterbug_iconium

    While he was doing his military service in Niğde in 1938, Orhan Kemal was sentenced to five years of imprisonment because he read the works of Maxim Gorky and Nazım, which was believed to be "propagandizing for foreign regimes and encouraging sedition". Apparently, the time he spent in prison, what he actually observed there led him to write a work of art like Ward 72. In Ward 72, Kemal tells the story of a group of prisoners who are regarded as the most destitute in the prison. Being so poor, t While he was doing his military service in Niğde in 1938, Orhan Kemal was sentenced to five years of imprisonment because he read the works of Maxim Gorky and Nazım, which was believed to be "propagandizing for foreign regimes and encouraging sedition". Apparently, the time he spent in prison, what he actually observed there led him to write a work of art like Ward 72. In Ward 72, Kemal tells the story of a group of prisoners who are regarded as the most destitute in the prison. Being so poor, they are also the filthiest. Each one of these passengers is like an earthworm standing up. A loaf of black bread, stale or fresh, always indistinguishable from mud, is not only their breakfast, lunch or supper but it's the whole wherewithal for their hammam, barber and cigarette expenses. The world is at war. German troops rage through Europe and theirs is a whole lot different story of survival. Against all odds, Ahmet Kaptan is the only man who achieves to stay human. He does not fight for the chicken bones that the administrators throw to the jail garden, he does not gamble for cigarette butts, he believes a human is an honorable being. The former captain serves his time in the prison he revenges his father's death. A blood feud which still preserves its presence in the Middle Eeastern culture is actually why a captain like him is in the prison. When his mother, whom Kaptan barely remembers now, sends him 150 liras, Kaptan's status changes from a poor, filthy member of the Ward 72 to an agha who feeds the poor. Instead of moving to a different ward, he chooses to stay in there. He believes in sharing what he has in naive,uncritical, unsophisticated belief in the eternal, inherent goodness of humanity. As he has got the dough now, even those who grudge him turns into smarmy, manipulative fellows. Their calculating, manipulative manners don't put a dent in Kaptain's humanity but it still takes away his peace of mind. From petty criminals to the guards, everyone in the prison goes through a character deformation. The prison, like a microcosm of Turkey during 40s, sheds some light on the injustices, poverty, inequality of the period. Unfortunately, Saraçoğlu's movie treats this time-honored story as a love story. The ward for females does not really occupy a long chapter in Orhan Kemal's book. The fact that the movie accentuates the females' ward and the presence of Fatma, presumably because of Hülya Avşar publicity makes the story lose its original meaning Like it or not, this story has a political side. The movie does not openly mention that this story takes place during WW2.The only thing you hear about the war is a paper boy who is calling out a headline about Hitler. Saraçoğlu supposes that a few scenes --like the one the prisoners create a stampede for chicken bone or the one they were hosed off by warders – can create a gritty real effect but they don't. What's more, it sounds cliché after a point. In the old Turkish movies, Turkish women had to murder them when their kith and kin tried to rape them but somehow they had to be raped in the prison. As if one cliché were not enough, the movie goes to any length to stereotype other female characters. Yavuz Bingöl's acting may sound better (than Kadir İnanır's portrayal of Kaptan in the first 1987 adaptation) but when you see that Kaptan repeats everything in a discordant, jarring fashion it gets on your nerves. There must have been a better way to show his increasing loneliness, helplessness and insanity. Erdogan Tokatlı's 72. Koğuş(1987) was not really perfect. Cinematographically, it could have been better but it's still a lot better than this one. It still has some "gritty real Orhan Kemal effect" in it without being farcical.

  12. 5 out of 5

    Selen

    Kitabın arkasında yazdığı gibi cidden. İnsanoğlunun düştüğü en dipsiz kuyuyu anlatıyor. ve cidden şu anki zamanla o kadar benziyor ki birbirine para için anasını babasını satacak adamlar... duygu eksikliği fazlaydı bir de kaptana sinir oldum. yahu bir insan iyidir tamam da bu kadar da saf olunmaz ki ama

  13. 4 out of 5

    Azar-Maud RAZAGH

    ... بخت و اقبال بود ؟ طالع وقسمت بود ؟ چه قدرتی بود که بخت و اقبال و طالع وقسمت را نصییب آسمان جلی میکرد ... ص= ۹۶ همراه با سیری به سلول ۷۲ ادب و شرم و حیا و ناموس هم آمده بود . ص= ۱۰۶ احمد بتن رو دوست داشتم <3

  14. 5 out of 5

    Selin Coskun

    Orhan Kemal'in Nazım Hikmet'in istediği üzerine yazdığı 72. Koğuş aynı zamanda Orhan Kemal' in hapishanedeyken gözlemlediklerinden oluşmuştur. İnsanların ne kadar çıkarcı ve bencil olabilecekleri eleştirilmiştir. Orhan Kemal'in Nazım Hikmet'in istediği üzerine yazdığı 72. Koğuş aynı zamanda Orhan Kemal' in hapishanedeyken gözlemlediklerinden oluşmuştur. İnsanların ne kadar çıkarcı ve bencil olabilecekleri eleştirilmiştir.

  15. 4 out of 5

    Aras 9¾

    bu olaylar,bu anlatım...Daha ne olsun?

  16. 5 out of 5

    Aysel HALLAÇOĞLU

    Orhan Kemal le güzel bir kitapla tanıştığımı düşünüyorum.

  17. 4 out of 5

    Umit

    Zaman zaman komik zaman zaman düşündürücü güzel bir kitap. Kısa sürede okuyup bitireceğiniz bir kitap

  18. 5 out of 5

    Muath Aziz

    Too boring! And yes yes, we get it, humanity is lost, yet some try to hang on to it. But humanity is what humans are, and humans can't be not humans. So why fake something? The author doesn't understand his characters other than the protagonist who btw takes himself too seriously. Stop being God. Thank you. Too boring! And yes yes, we get it, humanity is lost, yet some try to hang on to it. But humanity is what humans are, and humans can't be not humans. So why fake something? The author doesn't understand his characters other than the protagonist who btw takes himself too seriously. Stop being God. Thank you.

  19. 4 out of 5

    Berke

    72. Koğuş 2. Dünya Savaşı sırasında hapse, cinayet için mahkum edilen Ahmet kaptanın başından geçenleri anlatır. Ahmet bir kan davasında babasını öldüren adamın bir kahvehanede oturan akrabalarını katlettiği için hapse girer. Kaptan gururlu, cömert ve yardımsever birisidir. Annesinden 150 lira alması üzerine koğuşunda ağ, söz sahibi birisi olur. Kaptan parasını kullanarak hem kendisinin hem de koğuştakilerinin refah sevyelerini yükseltir. Ahmet koğuştakileri giydirir, yedirir ve ısıtır. Onlara ra 72. Koğuş 2. Dünya Savaşı sırasında hapse, cinayet için mahkum edilen Ahmet kaptanın başından geçenleri anlatır. Ahmet bir kan davasında babasını öldüren adamın bir kahvehanede oturan akrabalarını katlettiği için hapse girer. Kaptan gururlu, cömert ve yardımsever birisidir. Annesinden 150 lira alması üzerine koğuşunda ağ, söz sahibi birisi olur. Kaptan parasını kullanarak hem kendisinin hem de koğuştakilerinin refah sevyelerini yükseltir. Ahmet koğuştakileri giydirir, yedirir ve ısıtır. Onlara rahat uyusunlar diye yatak, yastık alır. Sıcak yatsınlar diye de koğuşa pencere ve çerçeve taktırtır. Kitabın ortalarında kaptan hapishane zengini, Sölezli, ile kumara oturur. Birkaç günde müthiş zengin olur çıkar. Ahmet kaptan Fatma isimli bir kadın mahkuma aşık olur. Onunla irtibata geçmek için Bobi gardiyanla anlaşır. Bobi bir ücret karşılığında Ahmet'in mektuplarını ve sözlerini taşıyacaktı. Bobi kaptanı kandırır. Kaptanın dediği ve verdiği hiç bir şeyi Fatma'ya iletmez. Kaptan'ı kandırmak için kendisi mektup yazar ve Fatma gönderdi diyerek ona verir. Böylece o karlı bir iş başlatır. Her seferinde bir mektup veya söz uydurarak para koparma sanatında ustalaşır. Böyle ola ola kaptan tüm parasını Bobi'ye kaptırır. Neticede ise koğuş ve sakinleri eski harap durumlarına geri döner. 72. Koğuş insanların çıkarcılığını, yüzsüzlüğünü ve ahlaksızlığını eleştirir. Bobi'nin yaptığı bu ahlaksızlıklar affedilemiyecek boyutlardadır. Bir adamın sevdasını suistimal ederek ona sistematik bir şekilde para kopartması nasıl bir ahlaksız olduğunu gösterir. Kaptan zenginken arkasından 'Ağa' diye koşan ve onun için takla atabilecek bir insan ordusu vardı. Gözüne girerek ondan beş on kuruş koparacağım diye onun uşağı haline gelmek isteyenler çoktu. Parasını Bobi'ye kaptırdıktan sonra hapishanedeki herkesin ona olan tavrı ve saygısı değişir. O sıradan bir mahkum olur. Halbuki bu adam etrafındaki kişileri yüceltmiştir. Onlara anneleleri gibi bakmıştır. Bu ordakilerinin çıkarcılığını, yüzsüzlüğünü cw yalakacılığını gösterir. İnsanlar ona malı mülkü var diye iyi davranmış. 'Bir ara ufacık bir serçe kuşu bir an Kaptan'ın penceresine kondu, içeriye doğru bir şeyler bıcırdadı bıcırdadı... Sonra şaşkın, ürkek aşağıya baktı. Aşağıda, ta aşağıda, dipte, karlar üzerine gördüğü bir taneye doğru kendini bıraktı.' Son sayfadaki bu sözler bu olaylarınbir döngü olduğunu belirtir. Serçenin orda yer alması kaptanın ölümünün doğallığını ve sıradanlığını vurgular. Her zaman insanların aç gözlü, çıkarcı ve zalim olucağını gösterir. İnsanların her zaman bir kesmi, ahlakın en dipsiz koşelerinde kaybolmuş hayatı sürdürecek.

  20. 5 out of 5

    Emre Sülün

    Hapishanenin sefilliğini yüzüme vuran bir kitap. Dönemin şartları düşünüldüğünde şehirdeki insanlar bile yokluk içindeyken hapishanelerdeki tutum daha rahat anlaşılıyor. Kendileri bile insan olduklarını düşünmezken onların haline acımamak, bu düzenin sebeplerini sorgulamamak mümkün değil. Kendisi de beş yıl cezaevinde kalan Orhan Kemal, cezaevinin katibi olmuş adeta. Akıcı bir şekilde giden hikayenin çok çabuk bir şekilde bitmesi ise şaşırtıcı oldu benim açımdan. Kitabın sonu az çok tahmin edileb Hapishanenin sefilliğini yüzüme vuran bir kitap. Dönemin şartları düşünüldüğünde şehirdeki insanlar bile yokluk içindeyken hapishanelerdeki tutum daha rahat anlaşılıyor. Kendileri bile insan olduklarını düşünmezken onların haline acımamak, bu düzenin sebeplerini sorgulamamak mümkün değil. Kendisi de beş yıl cezaevinde kalan Orhan Kemal, cezaevinin katibi olmuş adeta. Akıcı bir şekilde giden hikayenin çok çabuk bir şekilde bitmesi ise şaşırtıcı oldu benim açımdan. Kitabın sonu az çok tahmin edilebilirdi ancak bu sonun beş altı sayfa içinde gelmesi okuma keyfini düşürdü. Son olarak etkileyici bir kitap olduğunu düşünmekle beraber kitabın arka sayfasında yazan "Çok az yazar okuruna onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir." lafını hak ettiğini düşünmüyorum.

  21. 5 out of 5

    Selen Seyhan

    O günler, karanlık günler, aydınlığa birkaç adım kala... İnsanlık gururunun ayaklar altında ezilip geçildiği yerde "insan"ı anlamaya çalışmak... O zamanın zor şartlarında, en kuytu köşelerde bile bir parça insanlık var, peki ya şimdi? O günler, karanlık günler, aydınlığa birkaç adım kala... İnsanlık gururunun ayaklar altında ezilip geçildiği yerde "insan"ı anlamaya çalışmak... O zamanın zor şartlarında, en kuytu köşelerde bile bir parça insanlık var, peki ya şimdi?

  22. 4 out of 5

    Burcu Can

    Orhan Kemal'in kaleminden bir cezaevi öyküsü. Olayın kahramanları 72. koğuşun mahkumları. Cezaevinin en yoksul koğuşunun nasıl bir anda zenginlediğini, sonrasında ise bir kadın uğruna nasıl tekrar yoksullaşıp sersefil olduğunu anlatan bir hikaye. Orhan Kemal'in kaleminden bir cezaevi öyküsü. Olayın kahramanları 72. koğuşun mahkumları. Cezaevinin en yoksul koğuşunun nasıl bir anda zenginlediğini, sonrasında ise bir kadın uğruna nasıl tekrar yoksullaşıp sersefil olduğunu anlatan bir hikaye.

  23. 4 out of 5

    Adnan

    Orhan Kemal; insan olmanın erdemliğini, II. Dünya Savaşı sırasında yoksulluk, sefaletle dolu hapishanenin 72. Koğuş'unun dipsiz karanlığını aydınlatan bir adamın öyküsüyle anlatıyor. Orhan Kemal; insan olmanın erdemliğini, II. Dünya Savaşı sırasında yoksulluk, sefaletle dolu hapishanenin 72. Koğuş'unun dipsiz karanlığını aydınlatan bir adamın öyküsüyle anlatıyor.

  24. 5 out of 5

    ferhat özel

    kuru fasulyeyi öyle güzel anlattı ki, annemden yarın kuru fasulye yapmasını isteyecegim :)

  25. 5 out of 5

    Bayflower

    http://mabelard.blogspot.com.tr/2014/... http://mabelard.blogspot.com.tr/2014/...

  26. 4 out of 5

    Kerem Ozgenel

    Paranin gucu, sefalet, yoksulluk, umut, kisilik, cikar iliskisi uzerine yazilmis gunumuzde de kitapta yer alan karakterlerin hala var oldugu guzel bir roman..

  27. 5 out of 5

    Amir Seyab

    I read its urdu translation

  28. 5 out of 5

    Sinan Öner

    Orhan Kemal'in "uzun öykü" sanatına bir örnek, tiyatro oyununa da dönüştürmüş idi. Orhan Kemal'in "uzun öykü" sanatına bir örnek, tiyatro oyununa da dönüştürmüş idi.

  29. 5 out of 5

    Berk Tulga

    gg

  30. 5 out of 5

    Beyzanur

    Birisi yorumda “Kuru fasulyeyi öyle güzel anlattı ki yarın annemden kuru fasulye yapmasını isteyeceğim.” demiş. Aynı duyguyu ben de yaşadım. Kuru fasulye ve pilav bu kadar mı güzel anlatılır? Kendimden bir şeyler bulduğum ve beni çok etkileyen bir kitap değildi. Öğrendiğim şey hapishane yaşamını biraz daha konuşmalarıyla görmüş olmam ve o yaşantıya tanık olmam. İncecik olması ve dilin çok sade olması çok iyiydi bence. Tam tersi olsa kitap bitmez ve çok sıkardı beni. Tekrar okur muyum? Düşünmüyoru Birisi yorumda “Kuru fasulyeyi öyle güzel anlattı ki yarın annemden kuru fasulye yapmasını isteyeceğim.” demiş. Aynı duyguyu ben de yaşadım. Kuru fasulye ve pilav bu kadar mı güzel anlatılır? Kendimden bir şeyler bulduğum ve beni çok etkileyen bir kitap değildi. Öğrendiğim şey hapishane yaşamını biraz daha konuşmalarıyla görmüş olmam ve o yaşantıya tanık olmam. İncecik olması ve dilin çok sade olması çok iyiydi bence. Tam tersi olsa kitap bitmez ve çok sıkardı beni. Tekrar okur muyum? Düşünmüyorum açıkçası.

Add a review

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Loading...
We use cookies to give you the best online experience. By using our website you agree to our use of cookies in accordance with our cookie policy.